October 25, 2018

October 25, 2018

October 25, 2018

October 25, 2018

October 4, 2018

Please reload

Recent Posts

Kaygı Bozukluğu

October 26, 2017

1/10
Please reload

Featured Posts

İnsan Yaşamı Boyunca Nasıl Gelişmektedir?

October 26, 2017

 

 

Psikoanalize ve psikolojiye katkısı olan Erik Erikson insan yaşamına dair önemli katkıları da olmuştur. Freud’dan farklı olarak bireyin karakterinin çocuklukta şekillen

 

mediğine ve yaşamın her devresinde biçimlendiğine, değişime uğradığı görüşündedir. Erik Erikson’un psikoloji ve psikiyatri bilimine katkısı olmakla beraber fakültelerde kitapları okutulmaktadır.

Erikson, Freud’un temel öğelerinden birçoğunu kabul etmekle beraber kendi görüşlerini de katarak psikanalizde gerçek ilerlemelere yönünde eğilimler göstermiştir. Bu manada gelişimlerin olmasınının vurgusunu yapmadan geçemeyeceğiz. Erik Erikson zamanın Freud’la çalışan fakat yollarını ayıran psikoanalistçiler gibi ve Freudyen kuramı tamamen reddeden kuramcılardan ayrılmaktadır. Freud, döneminde cinsel yasaklamalar sıklıkla nevrozların nedeni olarak görmekteydi. Daha sonra Freud’un bireyin kendisine ve yaşadığı dünyaya ilişkin tutum ve kavramların engellediği kişiliğin yürütücü vazifesi olan egoyla ilgilenmeye başlamıştı. Erikson’un gözlemleri ise ego’nun psiko-sosyal gelişimini konu almaktaydı. Böylece psikoanalitik kuramı inkâr etmeden veya görmezden gelmeden yenilikler katmaya başlamıştı.

            Eriksoni Freud’un(oral, anal, fallik ve genital) psiko-seksüel evreleriyle beraber giden psiko-sosyal evleri içinde kendisine ve sosyal dünyaya karşı yeni temel girişimleri geliştirmek zorundaydı. Kişilik gelişiminde ergenlikte durmadığı, aksine yaşam boyunca devam ettiği yönündeki görüşleri vardı. Erikson’un aynı zamanda bu yaşamın olumlu yanlarının olduğu gibi olumsuz yanlarının da olabileceği görüşünü ifade ederek katkı sağlamış oldu. Şimdi gel gelelim bilime ışık tutan en önemli çocuk psikoanalisti olan Erikson’un psiko-sosyal gelişim evrelerini inceleyelim.

 

Psiko-sosyal Gelişim Evreleri:

          

  a)Temel güvene karşı güvensizlik: Freud’un oral evresine tekabül eden bu evrede Erikson temel bakım veren kişiye karşı birey güvenmek ister. Burada bir uçta güven diğer uçta ise güvensizlik hissiyatı vardır. Temel bakımı veren birincil kişi(burada anne de olabilir, bakım veren bakıcı da olabilir) tarafından verilen bakım bebeğin dünyaya karşı öngörülerini beslemektedir. Bakım veren kişi bebeği sever, okşar, temel gereksinim ve ihtiyaçlarını karşılar nitelikte ise bebek dünyaya daha güvenilir bir gözle bakabilmekte, aksine bebeğe tutarsız, reddedici ve örselenmiş duygularla bakım vermişse burada bebek dünyaya güvensiz, korkulu bakabilmektedir. Kişilik örüntüleri oluşmasında önem arz eden bu bakım süreci son derece önemlidir.

b)Özekliğe karşı şüphe: Freud’un ikinci gelişim evresi olan anal evreye tekabül etmektedir. Bebek bu dönemde yeni nesneleri keşfetme noktasında özerlik almak ister. Bu evrede yalnızca yürümekle kalmaz, kapıyı açıp kapatma eyleminde bulunmak, kavanoz kapağını açmaya çalışmak gibi eylemlerde bulunarak özerliğini almak ister. Çocuk bu evrede yaptığı işlerden ve benzeri yeni başarılarından gurur duymaktadır. Ebeveyn olarak çocuğun yapmak istediklerini hissetmelerine uygun hareket edilirse kasları ve kişiliğin yapılandırılmasında önemli rol oynayacaklardır ve özerklik duygusu gelişecektir.

Bunun yanında çocuğun kendi başına yapabilecekleri eylemleri ebeveynler tarafından karşılanan çocukta utanç ve kuşku duygusu oluşacaktır. Kuşkusuz ki çocukların ebeveynlerine yardım ihtiyacı vardır. Fakat aşırı denetim altına tutma eğilimleri bireyin kuşku duygusunun gelişmesine neden olacaktır.

c)Girişkenliğe karşı suçluluk duygusu: Bu evre genellikle (3-4.yaşları kapsar)çocuk artık kendi bedeniyle alakalı gerekli denetimleri gerçekleştirebilmekte, kavga etmek, güreşmek, evcilik oynamak gibi motor oyunlarını oynamakla beraber bu aşamada yeteri kadar özerklik duygusu verilen çocukta girişkenliğe dönük olumlu etkiler gözlemlenebilmektedir ve bu duygularını pekiştirmektedir. Tam tersine anne-babaların bu tür etkinlikleri saçma, sorunları baş etmesindeki eylemini farklı görmesi çocukta suçluluk duygusu oluşturacaktır ki bunu yaşaması psiko-sosyal açıdan önem arz edecektir.

d)Üreticiliğe karşı aşağılık duygusu: Bu dönem çocuğun altı ila onbir yaş arası dönemini yani okul dönemini kapsamaktadır. Çocuğun karşı cins anne babaya karşı olan sevgisinin ve aynı cinsten anne babaya karşı olan rekabetin gizli ya da edilgin olduğu dönemdir. Erikson’a göre bu dönemde ortaya çıkan dengenin bir ucunda üretkenlik diğer ucunda ise aşağılık duygusu mevcuttur. Çocuklar bu dönemde bir işi yapma niteliğindeki üretkenliği örneğin; puzzle yapma, etkinliklerde bulunma, ağaç evler yapma gibi üretkenliğe dönük davranışlar çocuğun üretkenlik duygusunu pekiştirecek aksine bu üretkenliğini övülmeyip, ödüllendirmeyip “rahatsız edici” veya “alt üst etme” olarak gören ebeveynler çocuktaki aşağılık duygusunun ortaya çıkmasına neden olabilmektedirler.

e)Benlik, kimlik kazandırmaya karşı rol bunalımı: Ergenler bu dönemde vücudundaki fizyolojik değişimlerin beraberindeki getirdiği duygu, duyum ve isteklere ek olarak yaşadığı dünyaya bakış açısı geliştirmesindeki yeni yollar keşfetmesine sebep olacaktır. Burada yaşadığı kültür, din, ırk gibi konularda hem başka insanların ne düşündükleri konular hakkında düşünebilmekte hem de bu konuları karşılaştırabilmektedir. Dönem itibariyle düşünmeleri sabırsızdır ve hemen inanma eğiliminde olabilmektedir. Erikson bu dönemde ortaya çıkan ilişkilerin bir ucunda benlik, kimlik kazanımı olumsuz ucunda da rol bunalımını göstermiştir. Bu evrede anne ve babanın etkisinin küçük yaştan beri doğrudan etkisinin yerine dolaylı etkisinin olmasından bahsetmektedir. Anne ve babalarının kuşkusuz psiko-sosyal gelişime katkı sağlamak amacıyla yapılan etkileşimler çocukta girişimcilik, güven, özgürlük duygusu ile yansırsa kimlik duygusu gelişimi olumlu yönde artabilmektedir.

f)Yakınlığa karşın yalnızlık(yalıtılmışlık):Altıncı evre olan bu dönem 19-25 yaşları arasını kapsamakla beraber erken aile dönemi olan genç yetişkinlerdir. Psikanaliz bu döneme herhangi bir şey getirmemiştir. Erikson bu dönemin bir ucuna yakınlık diğer ucuna ise yalnızlık(yalıtılmışlık) duygularını koymuştur. Erikson’un yakınlıktan kastı sevişmek değildir. Ona göre yakınlık, süreç içerisinde kendini yitirme duygusu olmaksızın bir başkasıyla paylaşabilme sevebilme yetisidir. Kimlikte olduğu gibi yakınlıkta da başarı veya başarısızlık doğrudan değil de dolaylı yoldan anne ve babaya bağlıdır. Buradan anne ve babanın tutumu bu duygunun gelişimine yardım edebilir veya ket vurabilir.

g)Üretkenliğe karşın verimsizlik(kendine dönüklük):Yedinci evre olan bu dönem 26-40 yaş arasını kapsamaktadır. Erikson bu dönemde bir ucuna üretkenlik diğer ucuna ise verimsizlik(kendine dönüklük) duygusunu koymuştur. Kişinin ailesinin dışındaki dar alandaki ilişkilerine dönük dünya ile ilgilenmesini anlamaya çalışmaktadır. Böylece üretkenlik dünyada sadece anne ve babalar değil gelecek nesillerin daha da iyi bir ortamda yaşamlarını idame ettirmesiyle alakalı düşünce içerisinde olan insan için de geçerlidir. Bu üretkenlik duygusunu geliştirememiş olan insanlar kendine dönük bir yaşam tarzı benimsemektedirler.

ğ)Bütünlüğe karşı umutsuzluk: Erikson’un psiko-sosyal gelişim evrelerinin sekizinci evresi, son evresidir. Bu dönemde kişi ciddi düşüncelere zaman bulduğu, çocukları ve torunlarına zaman ayırdığı döneme rastlarız. Bir ucunda bütünlük duygusu diğer ucunda ise umutsuzluk duygusu mevcuttur. Bütünlük duygusu geçmişe yüksek doyumla bakılan bir duygudur. Çünkü yaşantısı ve yaşı itibariyle artık birey belirli bir doyuma gelmektedir. Öte yandan umutsuzluk duygusu kişinin yaşamı boyunca kaçırdığı fırsatları, yanlış yönelimlerinin olduğuna bakan bir birey modeli vardır. Böyle bir modelde olan kişi ile akalı “acaba ne olabilirdi?”,”şunları da yapsa mıydım?” gibi sorular akılda kalırken umutsuzluk duygusu da kaçınılmaz olmaktadır.

     İncelediğimiz tablolarda da incelediğimiz gibi insan gelişim halinde olan veya gelişmeye açık olmaya müsait bir bireydir. Yaşam boyunca kişinin yaşam kalitesinin artmasında yaşadığı duygular ve anlamlandırdı olaya bakış açıları kişinin yaşamını etkilemektedir. Buradan bakıldığında kişi için yaşam dinamiklerinin keşfedilmesi hem birey için hem de anne ve baba için önem arz etmektedir. Nesillerin sağlıklı gelişimleri için Erikson’un bizim konumuz açısından Erikson diyorum psiko-sosyal gelişim evrelerini göz önünde tutarak gelişimine yardım etmemiz bu açıdan önemlidir.

 

 

26.10.2017

Psikolog M.Enes İMERT

Please reload

Follow Us